Sosyal Medyada Pazarlama

15 Kas 2008 Kategori: Pazarlama

Farketing.com blogunun yazarı ve Buzla.com'un sahibi Can Turanlı'nın GGK'da verdiği Sosyal Medyada Pazarlama seminerindeydim. Pazarlamadan anlamayan ve pazarlamaya hevesli biri olarak sosyal pazarlamanın müşterilerle birebir iletişim halinde olunması ve onların dinlenilmesi üzerine kurulu bir sistem oluğunu öğrendim. Sosyal pazarlamada ürünü sattıktan sonra iş bitmiyor. Ürün satıldıktan sonra iletişim aşaması başlıyor ve müşterilerle ilişki devam ediyor. Bu da bize yeni çıkardığımız bir ürün için yapacağımız tanıtım ve kampanya maliyetlerinde tasarruf sağlıyor.

 Can Turanlı

Seminerle ilgili benim notlarım şu şekilde;

- Kullanıcıya kullanabileceği değerler sun.
- Ne yapıyorsak fark yaratmalıyız. "Değişik" olarak fark yaratmak değil "değer katarak" fark yaratmak.
- Pazar sohbettir.
- Ayakta kalmak istiyorsan kendi kominiteni yarat.
- Sosyal medyada hoşcakal tatik, merhaba strateji.
- Sattım bitti değil, sattım şimdi başladı.
- Dinlemek isteyenleri  bulun.
- Sosyal medyadaki araçlar: RSS, Facebook, E-Posta, Çağrı Merkezi.
- Sohbetlere dahil ol.
- Müşteri için değerli şeyler sunun, onları dinleyin.
- Etkileşim ve iletişim kurmak tek yönlü değil, çift yönlüdür. Mesela doldurmaları için gönderdiğiniz anket formları sonuçlarını müşterilerinizle paylaşın.
- Paylaşmaya değer fikir + Kominite = Fark Yaratır.

 

The Fountain

13 Kas 2008 Kategori: Film

Klasik ve sıradan film hikayelerinden sıkıldıysanız. Güçlü bir senaryo, iyi bir göz ziyafeti arıyorsanız. Seyrederken düşünmek istiyorsanız; The Fountain tam size göre. Sinemalar.com’dan sekhment filmi aşağıdaki gibi anlatmış. Benim film hakkında anlatmak istediklerimi benden daha güzel bir şekilde anlattığı için bozuk olan Türkçe kısımları düzelterek buraya aldım.

"Tommy beyninde tümör olan eşi için botanik bir bitkiden elde edilen karışımı kullanarak yeni bir umut aramaktadır ne var ki eşi için geç kalır. Eşi Izzy ölmeden önce başladığı ancak bitirmediği "The Fountain" adlı kitabı Tommy'den bitirmesini ister. İşte filmin İspanya ve hayat ağacını bulma serüveni burada geçmekte. Filmin uzay boyutu ise bitirmesini istediği ve kitabın Tommy tarafından yazılan bölümünde sergilenmektedir. Felsefi olarak oldukça ustalıkla ele alınmış harika bir film."

Başlanılan kitabı bitirememe

13 Kas 2008 Kategori: Kitap

Benim bir özelliğim başladığım çoğu kitabı yarıda bırakmamdır. Bu o kadar doğal ve sıradan bir hal aldı ki bazı kitapları okumaya üçüncü başlayışımda ancak bitirebiliyorum. Bunun neden kaynaklandığı ya da niye böyle olduğu ile ilgili kesin bir fikrim yok. Belki de sıkılıyorum ve bırakıveriyorum okumayı. Bazen kitap üst düzey oluyor ve benim gibi ilkokul mezunu birinin kapasitesini gerçekten zorluyor. Bazen de kitapla kimyam uyuşmuyor.

Buraya kadar yazıya çok iyi bir giriş yaptığımı düşünüyorum. Buradan sonra ilk seferinde 50. sayfasına kadar geldiğim fakat ikinci denememde de 130. sayfasına kadar dayanabildiğim John Steinbeck’in Gazap Üzümleri kitabından ve neden bitiremediğimden bahsedecektim. Yaptığım ufak çaplı bir araştırmada kitabın Pulitzer Ödülü aldığını ve yazarının da Nobel Edebiyat ödülü sahibi olduğunu öğrenince yazıya devam edip etmeme konusunda biraz tereddüt yaşadım. "Eh kendisinin ve yazarının ödüllü olduğu bir kitabı okuyamamak herhalde kitabın değil okuyanın hatasıdır" şeklinde düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

Sonuca gelecek olursam, Metropol Yayınlarının çıkardığı ve İpek E. Menekşe’nin Türkçeye çevirdiği Gazap Üzümleri kitabını almayın. Türkçe çevirisi gerçekten kötü ve birçok hatalarla dolu. Bu hatalar akıcılığı ve okuma zevkini o kadar kötü etkiliyor ki benim gibi eline aldığı her kitabı bir çırpıda yalayıp yutan biri! bile okuyamıyor.

Krizde evden çalışma yöntemleri

11 Kas 2008 Kategori: Pazarlama

Televidyon'da yayınlanan e-Tohum Tv'de bu hafta Burak Büyükdemir'in konuğu Savaş Şakardı. Kendileri "Krizde evden çalışma yöntemleri" üzerine hoş bir sohbet gerçekleştirmişler. Program benim çok hoşuma gitti ve hemen hakkında bir yazı yazmak istedim fakat ilk seyrettiğim zaman müsait olamayışımdan şimdiye kaldı. Benim notlarım kısaca şöyle:

- Tek bir ürüne odaklanın.
- Çok ürüne odaklanmak uzmanlığı zorlaştırır ve belli bir pazara hitap etmeyi güçleştirir. Rakip sayısını arttırır.
- Her şeyi bir fırsat olarak değerlendirmek gerekiyor. Eski alışkanlıklardan ve düşüncelerden kurtulmak gerekiyor.
- Uzmanlık alanınızla ilgili internet üzerinden ticaret yapmak istediğinizde Dünya genelinde müşteri bulabilirsiniz.
- Geleneksel ve el işi ürünler internet üzerinden rahat bir şekilde satılabilir. Hatta EBay üzerninden Dünya'nın çeşitli ülkelerine gönderilebilir.

Programda bahsedilen ve yorumlarda geçen likler ise şunlar:

- http://www.labnol.org/
- http://www.slideshare.net/merkal2005/bloglardan-para-kazanmann-10-yntemi-presentation/
- http://www.searchforblogging.com/

Kutsal Fındıklar Adına!

9 Kas 2008 Kategori: Film

Alvin and the Chipmunks filmini seyrettim. Başrolde bizim My Name Is Earl dizisinden tanıdığımız Jason Lee oynuyor. Filmin hikayesini vs yazacaktım vaz geçtim. Ani gelen bir telefonla havuza gitme kararı vermiş bulunuyorum. O yüzden bu yazıyı mümkün olduğu kadar kısa tutmam gerekiyor. Verdiğim linklerle idare edin, yeterli gelmezse Google'a sorun :p.

Ross Bagdasarian, Sr.
The Chipmunk Song
Alvin and The Chipmunks

Tamam tamam biraz bahsedeyim. Çocuklar için iyi bir film. Fakat büyüklerin pek hoşlanacağını zannetmiyorum. Hikayeyi çok başarılı bulmadım. Pek heyecan yoktu filmde.

Sonunda tasarımı adam ettik

9 Kas 2008 Kategori: Hayata Dair

Bu yazıyı rssten okumuyorsanız ve ilk defa bu siteye girmiyorsanız tasarımdaki değişikliği farketmiş olamamanız imkansız. Eğer böyle bir imkansızlık içerisindeyseniz bu imkansızlığınızı fırsata çevirip krizden büyüyerek çıkabilirsiniz. Büyüme işlemide siz yirmi yaşınızın altındaysanız gerçekleşir. O halde şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor, eğer yirmi yaşınızın üstündeyseniz ve imkansızlıklar içerisindeyseniz blogları takip ederek bu sitenin tasarımının değiştiğini farketmiş olabilirsiniz de olmayabilirsiniz de. Tüm bunların toplamı da bana şunu gösteriyorki çok güzel saçmalayabiliyorum. Saçmalamayı sevdiğimi de yeri gelmişken belirtmek istiyorum.

Konumuza dönecek olursak, tasarım değişti. Design Disease'in Dilectio tasarımını kullanmaya başladım. BlogEngine.NET için Onesoft adapte etmiş. Design Disease'in web sitesinden bu tasarımı beğenmiş ve üzülerek BlogEngine.NET için bir versiyonlarının olmadığını görmüştüm. Kendi kendime "iş başa düştü" diyerek mesaj kısmından CSS ve HTML'leri isteyecektim ki Google'da arama yapmak aklıma geldi. Onesoft bu işi çok önceden yapmıştı zaten. Google'da indexlemişti. (vay be teknolojiye bak!)

Şimdi geldik teşekkür kısmına. Öncelikle güzel bir tasarım yapıp benim kalbimi kazanan Design Disease'e ardından BlogEngine.NET için uyarlayan Onesoft'a, pazar sabahının yedi buçuğundan beri tasarımı kendine göre ayarlamaya çalışan kendime ve son olarak yayında ve yapımda emeği geçen tüm arkadaşlara çok teşekkür ediyorum.

 

Daha önce duyurduğum ve notlarını paylaştığım Burak Büyükdemir'in GGK'daki seminerinin videosu sıcak sıcak fırından çıktı. Merak edenler GGK'daki ilgili sayfadan yada Google Video'dan seyredebilir. Merak etmeyenleri ise Sürahi hanım'a havale ediyorum.

Yapışık Evler Birbirini Bekler

6 Kas 2008 Kategori:

Yapışık evler birbirini bekler
Yapışık evler birbirini bekler by Fatih Kucukbaltaci on Zooomr

 

L: Change The World

3 Kas 2008 Kategori: Film

"Death Note" bir japon çizgi romanı. On yedi yaşındaki bir lise öğrencisinin, bir ölüm meleğinin düşürmüş olduğu doğa üstü bir defteri -Ölüm Defteri’ni- bulup kendini nasıl "Yeni Dünyanın Tanrısı" yaptığını anlatıyor. Bu deftere ismini yazdığınız kişi defterin adından da anlaşıldığı gibi ölüyor.

"Death Note"un orjinal hikayesinden esinlenen iki tane film çıkmış. (Bunlar bu yazının konusu olmadığı için burda zikretmiyorum. Zikretsem bişey kaybeder miydim onuda bilmiyorum.) "Death Note"un sonundan esinlenerek orjinalden farklı olarak serinin dedektif kahramanı L'nin son 20 gününü konu alan  "L: Change The World" filmi çekilmiş.

Death Note çizgi romanının da Türkiye'den de epey takipçisi ve seveni olduğunu araştırmalarım sonucu buldum. (Bu sonuçlara yaz demeden kış demeden google da bir arama yaparak ulaştım. :) )

"L: Change The World" filmi bence seyredilebilecek ve seyredilmesinin vakit kaybı olarak düşünmediğim bir film. Filmin temel hikayesi dünyanın çok kalabalık olduğunu savunan, gereksiz ve işe yaramaz çoğunluğu kendi geliştirdiği bir virüsle temizlemeyi düşünen bir bilim kadınına karşı L'nin giriştiği mücadeleyi anlatıyor.

Ben "L: Change The World" filmini seyretmeden, hatta bu yazıyı yazmaya hazırlana kadar filmin bir çizgi romandan esinlendiğini düşünmemiştim o yüzden bu yazıyı L karakterini garip bulduğum ve üzerine en azından bir paragraflık bir yazı yazılabileceğini düşündüğüm için yazma ihtiyacı hissettim.

L 1.79 boyunda ve 50 kilo zayıf çelimsiz ve kambur. Sandalyeler üzerinde çömelerek oturuyor. Hoplayarakta sandalelerden iniyor. Bir çoğumuzun aksine L klavyeyi iki parmak kullanıyor. Tuşlara da en az elli santim yukarıdan vuruyor. L defterleri ise köşesinden tutup yukardan aşağıya doğru sallandırıyor. Kafasını çapraz eğerekte okuyor. Herşeyi baş parmağı ve işaret parmağıyla tutyor. Garip bir karakter gerçektende :)

Yeni Blog Haberi

1 Kas 2008 Kategori: Hayata Dair

Bu blog basit mevzuları kapsıyor fakat bazen araya sıkışmış değerli ve önemli mevzuları da konu yaptığı oluyor. Bu gibi konular ne konunun basitliğini nede bu blogun önemli olduğunu gösteriyor. Aynen şimdi olduğu gibi.

Karanlığın Ötesinde ve Lost:Nasıl? kitaplarının yazarı endüstri mühendisi, eğitimci sevgili arkadaşım Bahadır İçel blog tutmaya başladı.  Kendisi zaten yazdığı ufak tefek deneme türünden yazılarını paylaşacak mecra arıyormuş. Benim kendisine blog tutumanın kendisine sağlayacağı fırsatlar ve paylaşım ortamını anlatmamın (verdiğim gaz diyelim kısaca) da etkisiyle blog açmış. Bugün de kendisine şunu şöyle yap, bunu böyle yap, yazıların şöyle olsun gibi sanki kendim çok iyi biliyormuşum gibi akıl verdim (kelin ilacı olsa başına sürer dimi?).

Bahadır okuyan, seyreden, gezen, araştıran bir insan. Blogunda da bu yansımaları şimdiden görüyoruz zaten. İnternet alemine Bahadır gibi bir arkadaşı kazandıra biliyor olmak ve onun bu yolculuğunda bazı konularda danışılıyor olmak gerçekten gurur verici birşey.

Bahadır'ın blogu daha yeni olmasına karşın şimdiden Facebook'ta fan grubu kuruldu bile. Siz hala bu yazıyı okuyadurun. :)

Hakkinda

Bu blog'un yazarı, basit mevzularla ilgili düşünmeyi seven, basit mevzulara kafa yoran biridir. Kendisi hayatin anlaminin basitlikte gizli oldugunu düsünür. Ciddi mevzularin hep basit mevzularin birlesiminden olustuguyla ilgili bir düsüncesi vardir. Kendisini taniyanlar ciddi mevzularla ugrastigine pek sahitlik etmemislerdir.

Sponsorlar


Merak Edilenler